
Uzun Zaman önceydi
Henüz 19unda bir gençtim
Yeni yeni tanıyordum hayatı
Ayaklarım titreye titreye yeni yeni duruyordum üzerlerinde tek başıma.
Binlerce hayal kurup binlercesini yıkıyordum beynimde her gün.
Bir gün mutlu bir dünya kuruyordum mavilikler de
Diğer gün kapkaranlık oluyordu bakışlarım
En çok da bu gitgelli hallerim yoruyordu beni belki de
Belki de en çok onlar olgunlaştırdı beni bilemiyorum.
Tek bildiğim şey:
Bu deli çağların, çılgın gelgitlerin beni bunalttığında yaptığım küçük bir kaçamak aslında ne kadar da önemliymiş benim için.
Kocaman bir şehrin karmaşası deli çağlarımın bütün acıları, aşklarım ve acılarım her ne varsa beni bunaltan; bu küçücük manzarada bırakmışım hepsini…
Şehrin bütün kalabalığının hemen yanında bütün hengameden uzak kimsenin yürümek bile istemediği, daracık izbe bir sokak; iki duvar arasından görünen müthiş bir manzara,
Bir anlık hevesle o muhteşem manzaraya doğru ilerlemek ister insan, içine bir huzur dolar bir garip his kaplar bütün bedenini ve daha hızlı yürümek ister ve istemsizcede hızlanır manzaraya doğru.
O güzel manzaraya o kadar odaklanır ki insan beyni oraya ulaşmak için o an her şeyden vazgeçer sanki.
Denizden yüzünüze vuran rüzgar ciğerlerinize binlerce yılın tarih kokusunu doldurur bir anda ve aldığınız her nefeste biraz daha yaklaştığınızı hissedersiniz o muhteşem manzaraya.
Hepi topu on yirmi adımda bitecek bir yolculuk ama öyle uzun gelir; öyle dolu dolu geçer; öyle anlamlarla doludur ki o kısacık sokakta hayatının bütün evrenlerini sorgular insan. Geçmişi şimdisi geleceği bir bir geçer insanın gözünün önünden.
O güzel manzaraya uçarcasına gider adeta. Hepi topu yirmi adım; hepi topu bir dakikalık bir yol. Neler değişir o kısacık sürede, neler yaşanır, neler unutulur, nelere yeniden başlanır ve nelere son verilir?
İşte sona yaklaşıyoruz; son bir kaç adım, son birkaç nefes. Elini uzatsa dokunacak o güzel manzaraya; bir adım daha atsa içinde olacak manzaranın.
Ama ne yazık ki o son adımda değişir her şey
Değişir bütün çabalar
Değişir bütün güzellikler ve çirkinlikler.
Son adımda ortaya çıkar o lanet olasılık. Son adımda adı konulur ayrılığın ve o son adımda yaşanır ne varsa.
Son adımda anlarsın gördüğün manzara senin manzaran değil. Yaşadığın manzara senin manzaran.
İki yüksek duvarın arasında tarihin karanlık dehlizlerinden çıkmış gibi dikilen o demir parmaklıklar gösterir sana:
Manzara ne kadar güzel olursa olsun senin manzaran değilse ulaşamazsın. Ne kadar yakın olursan ol seni kabul etmez içine.
Manzaranın tadını çıkarmana izin verir belki ama içinde olmana müsaade etmez hiç bir zaman.
İşte tam da o kapının önünde vereceğin kararlara bağlı hayatın akışı aslında.
Kader çizgisi gibi bir şeyin önünde olduğumu düşündürürdü bana hep o kapı. Şimdi tam olarak karar verme zamanı diye telkin verirdim kendime.
Tam da o yıllarda defalarca o kapının önüne gelip gelip geri dönünce anladım aslında hayatın ne olduğunu.
Nelere değer vermem gerektiğini ve nelerin sadece manzaradan ibaret kalması gerektiğini o zaman anladım…
Çengelköy’den Üsküdar yönüne giderken kafelerin bittiği sokakla otoparkın arasına sıkışmış küçük bir ara. Sonunda mükemmel bir manzara var her zaman. Ama sonuna kadar gidince anlıyor insan hayat peşinden koştuğumuz manzaranın değil yanımızdaki güzelliklerin farkına varınca bizim kontrolümüzde oluyor.
Manzaraya doğru yürürken neleri kaçırdığımızı ayaklarımızı o demir kapıya çarpınca anlıyor insan.
Bir Cevap Yazın